21 Mart 2013 Perşembe

persona hakkındaa

Film hakkinda denilecek o kadar çok derin düsünce var ki , ifadelerimn yetersiz kalacagini simdiden kabul ederek ; Sinema , sanatsal sinema terminolojisi hakkinda da yeterli bilgi birikimine maalesef vakif degilim ve fakat elimden geldigi kadariyla "PERSONA" hakkinda izledigim sahnelere dair ayrintilar ve pek tabii Ingmar Bergman'in bu kurgulamadaki yuzeysel de olsa (yorumlarimin basitligi anlamında kullandim) paylasimlarda bulunacagim.Sinema tarihinin gelmis gecmis en iyi kült filmleri arasinda en ustlerde yerbulmus , bir cok filmin temasini olusturmus yaklasik iki saatlik bir kurgulama olup altyapisionlarca ciltlik bilimsellik arzeden filmdir "Persona" . Persona ile daha dogrusu Ingmar bergman ile tanismam maalesef cok gec , bir arkadasimin arastirmami istemesi ile gerceklesti buyuk bir film arsivim mevcut cok rahatlikla ifade edebilirim ki "persona" bu arsivin kaymagi konumunda .


       
              "Persona" tiyatro ile ilgilenen arkadaslarin da bildigi uzere maskedir. Bir söyleşisinde: " Gerçek nedir ve kişi ne zaman gerçeği söylemelidir? Cevabı o kadar güç geldi ki, sonunda gerçekliğin tek biçiminin sessizlik olduğunu düşündüm. Sonunda bir adım daha ileri giderek,bunun da bir rol bir cins maske olduğunu keşfettim. İhtiyaç duyulan şey bir adım ötesini bulmaktır" der. Her halimiz, her ifademiz, her hareketimiz yuzumuzdeki birer farklı makedir. Vogler, bir sanatci, tiyatro sanatcisi, . Bir gün Elektra'yi oynarken aniden susar ve gulmeye baslar. daha sonra kendini buyuk derin bir sessizlik kuyusuna hapseder,artik konusmaz. Elektra mitolojide intikam karakteridir. Babası "Elis" şehri için kendi kızını kurban etmek zorunda kalmıştır. Buna kızan annesi babasını düşmanıyla aldatır ve sevgilisiyle beraber öldürürler. Elektra da erkek kardeşine annesini öldürtür. Elektra, intikam, kurban ve ayni anda disilige bir gondermedir. ilk sahnelerdeki kurban edilme , bunla yuksek derecede ilintilidir. Ingmar Bergman filmlerine ve soylemlerine baktigimizda imgelerin soyut tasvirlerin cok fazla kullanildigini gormekteyiz herne kadar kendisi" sade , basit dusunce yapisina sahibim" dese de.
             "Filmin başındaki montaj, kişisel durumumla ilgili bir şiire denk gelir."
"Alma"  ruh anlamina gelen disiligi ifade eder betimler. Burada hastanedeki doktorun söyledikleri manidardır aslında:

 Elisabet'in celik gibi iradesi ve suskunluk, Alma'nın çocuksu tavirlari ve hareketliligi ....
            Liv Ullmann bir pandomim sanatcisi gibi,  sessiz sinema döneminde yasasaydi  ne kadar büyük bir oyuncu olabileceğini kanıtlarcasına enfes. Bibi Andersson , yasama sevincini yitirmek uzere bir hâlde, özlemleri  ve bunlardan da mühimi  kiskanclik -gipta etmek mi demeliydim?- içeren roluyle inanılmaz basarili.
           Film hakkinda yogunlastikca paylasimlarda bulunmaya devam edecegim ancak su da var ki egzistansiyalist olarak Halil Cibranı unutmamak gerek ve alıntılamadan gecmemek lazım : " Bana nasıl çıldırdığımı soruyorsunuz. İşte size anlatayım:
Tanrıların doğumundan oldukça önce idi ki, derin bir uykudan uyandığımda maskelerimin, benim şekil verip yedi yıldan beri taşımakta olduğum yedi maskenin çalınmış olduğunu gördüm; sonra da maskesiz ve "Hırsızlar! Hırsızlar!
Kahrolasıca hırsızlar!" diye bağırarak, şehrin sağa sola koşuşan bir kalabalık ile dolu sokaklarına daldım.
Erkek ve kadınlar benimle alay ediyordu; bazıları da, korku içinde evlerine doğru kaçışıyorlardı.

Ve, pazar yerine vardığımda, bir evin çatısına çıkmış genç bir adam bağırdı: "Deli var!". Onu görebilmek için başımı kaldırdım, ilk kez güneş çıplak yüzümü kucakladı; ve ruhum güneşe öylesine ateşli bir aşkla tutuldu ki, ondan sonra artık maskelerimi hiç istemedim. Ve, tam bir vecd içinde bağırdım:
"Kutsa! Beni maskelerimden sıyırmış olan hırsızları dahi kutsa!"

İşte ben böylece çıldırdım.
Ve çıldırmamdan sonradır ki, özgürlüğüm ile güvenimi yeniden buldum" 
   ürpertici degil mi ...!